28 Mayıs 2016 Cumartesi

Enerji Ve Yanılsama

Beynimiz belirli titreşimler ve elektromanyetik dalgalar algılayabilir. Bu verileri beynimizin yorumlaması sonucunda bizde dışarıda ışık ve ses olduğunu zannederiz. Yani beynimizdeki ufak bir elektrik akımıyla biz dış dünyayı hissetmekteyiz. Dış dünyanın gerçek mahiyetini bilmiyoruz ve bedenimizin dışına çıkmadıkça -ki bu imkansız- bunu asla öğrenemeyeceğiz. İki farklı kişiyi ele alalım. İkisinede aynı müziği, aynı görüntüyü, aynı ortamda verelim. Bu iki kişinin izlediği görüntü ve duyduğu sesler hakkındaki düşüncesi farklı olacaktır. Tıpkı aynı şiiri iki farklı kişi okurken iki kişinin farklı duygular hissetmesi gibi. Çünkü herşey aynı olmasına rağmen, beynin dalgaları yorumlaması bu iki kişide farklılık gösterir. Bu farklılığın nedeni nedir? Uyuduğunuzda rüya görürsünüz. Rüyanızdaki sesler, görüntüler, hatta dokunduğunuz cisimler gerçek gibidir. Sonuçta gördüğünüz rüya da beyninizin içinde gerçekleşmektedir. Uyanık olduğunuz zaman yaşanan tüm olaylar da beyninizin içinde gerçekleşmektedir. Herhangi bir fark yok. Uyuduğumuzda, rüya içinde rüya yaşamaktayız. İşte bu mantıktan hareketle bu Dünya’da bir rüyadır.

Peki zaman nedir? Zaman da bir yorumdur, bir algıdır. Yeniden iki farklı kişiyi ele alalım. Aynı ortama bu iki kişiyi koyalım ve bir saat bekletelim. Zaman hakkında onlara düşüncelerini sorduğumuzda iki farklı cevap alırız. Aslında bunun en güzel örneğini şöyle verebiliriz; Eğlence merkezinde saatlerce vakit geçiren kişiye " ne zamandan beri buradasın " diye sorduğumuzda " on dakika " cevabını verebilir. Ama evinde yarım saat boyunca sıkıntıdan patlayan bir kişiye aynı soruyu sorduğumuzda " saatlerdir buradayım " diyebilir. Bu yüzden, okulu sevmiyorsanız tatiller çok kısa sürer ama okul günleri bitmek bilmez. Ailenizle misafirliğe gittiğinizde, kafa denginiz yoksa ve yaşlıların arasındaki sohbeti çekmek zorundaysanız sıkılırsınız ve o iki saatlik ziyaret size bütün bir günmüş gibi gelir. Fakat playstation oynarken üç-beş saat göz açıp kapayıncaya kadar geçer, '' ne ara bu kadar oldu lan? '' dersiniz. Bu yüzden her zaman 1 saat, 1 saate eşit değildir. Çok sevdiğiniz biriyle, ya da çok eğlendiğiniz bir şeyle geçirdiğiniz 1 saat; hiç hoşlanmadığınız biriyle veya yapmaktan sıkıldığınız bir şeyle geçirdiğiniz 1 saatten azdır. İkinci denklemdeki 1 saat, birinci denklemdeki 1 saatten uzundur. Zamanın izafi oluşudur bu da. Siz mutluyken, eğleniyor ve gülüyorken zaman su gibi akıp gider. Farkına varamazsınız. Bu kadar çabuk geçmesine de üzülürsünüz.


Anlaşılıyor ki biz sahte ve geçici bir evrende yaşamaktayız. Sadece beynimizi tatmin edebilmek adına birçok günah işliyoruz, sonsuz ve sahte olmayan cennet hayatımızı riske atıyoruz. Bu dünya sadece bir imtihan yeridir ve Deccal bu imtihanın bir parçasıdır. Akıllı İnsan sahte ve geçici olan için değil, sonsuz ve gerçek olanı kazanmak için çalışır. " Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı "(1)


Bu sahte ve geçici evrende olmamıza karşın insanoğlu salt maddi bir varlık değildir. Birçok insanın çeşitli metotlarla( nefis terbiyesi, meditasyon v.b ) ruh dinginliğine ulaşması mümkündür. İnsanoğlu fiziksel bedene ruhun giydirilmesiyle yaratılan bir varlıktır. Bu yüzdendir ki insan fiziksel yolla hissedemediği, farkına varamadığı varlıkları veya enerjileri ruhu ile hisseder. Mesela ilk defa tanıştığınız biri hakkında iyi yada kötü şeyler hissedersiniz işte bu hisleriniz o kişinin etrafa yaydığı enerjiyle alakalıdır veya birinin hepte böyle şeyler beni buluyor demesi onun etraftan negatif enerjiyi çekmesi ile ilgilidir. Yani bizim dışımızda birde enerji dünyası vardır. Kuantumcular diye bildiğimiz akımı temsil edenlerde bu temelden hareketle işlerini yapıyorlar.


Fiziksel beden, akapunktur yönteminin keşfettiği " Çakra " denilen enerji döngüleri yoluyla, beş duyunun çok ötesinde ki enerjileri hissedebilir. Bu çakralar vücudun her tarafında var, ancak asıl olan yedi ana çakradır. Her bir çakra varlığın/benliğin farklı bir seviyesini temsil ediyor. Örneğin, karın bölgesinin üst kısmına gelen " Solar Plexus Çakrası " duygusal seviyemize bağlı, zaten bu nedenle korku ve endişe hissettiğimiz zaman midemiz etkilenir. Duygular solar plexus’ten gelip, fiziksel’e dönüşür. Çakralar beden ile, endokrin sistemindeki, epifiz, hipofiz ve tiroid bezleri aracılığı ile bağlanır ve çakranın frekansı, bedeni sayısız yönde etkiler. Fiziksel olan üç alt çakra ile mental ve fiziksel olan üç yüksek çakra arasındaki denge noktası Kalp Çakrası’dır. Varlığımızın, fiziksel ve manevi seviyelerini buradan dengeleriz. Bu bizi, bilincimizin en yüksek seviyesine bağlar. Bu çakralar bir dizi elektrik hattının, spiral güç kaynağı gibidir. Bu enerjiler dengeli bir uyum içersinde aktıkları zaman kişi, fiziksel ve ruhsal açıdan iyi oluyor. Bu akışın dengesi bozulup tıkandığı zaman ise kişi, fiziksel ve ruhsal açıdan hasta olur.



Eğer bu çakralar açılabilirse kişi çok büyük bir aydınlanma sağlıyor. Bu durumu iki tarafa(iyi-kötü) da çekebilirsiniz. Mesela bir sufi kendisini terbiye ederek veya bir budist kendi terapisini yaparak bu aydınlanmayı yaşayabilir tam tersi satanist ayininde bir kişi belli bir frekansı tutturabilirse kişi kendisini aydınlanmış bir kişi olarakta görebilir tıpkı illuminati(aydınlanmışlar) gibi. Satanist ayinlerinde de kişi ile, o varlık veya varlıklar arasında da bir frekans bağlantısı sağlanmalıdır ki kişi iletişime geçebilsin. Bu yüzden tıpkı bir müslümanın oruç tutması gibi bir uzakdoğulunun yoga yapması gibi bir satanistte ritüeller yapar. Hepinizin klasik bir şekilde gözünüzün önüne gelen satanist ritüellerinde ki semboller, renkler ve mumlar da gösteri olsun diye değil, hepsi kollektif bir frekans bağlantısı ürettikleri için kullanılıyor. Böylece negatif varlıklar ayindeki katılımcılara sahip oluyor, hatta görünebiliyorlar bile. Satanistlerin anlattıklarından edinmiş olduğum bilgiler çerçevesinde, klasik daire içerisindeki ters beşgen şekli, negatif varlıkların ayinlerde görünmesini sağlayan portalı/girişi sağlayan özel enerji alanının bir ifadesidir. Bu sayede o farklı boyutlarda ki yaratıklar beş duyu bölgesine geçiyorlar veya kişi o tarafa geçiyor sonuçta ayin yapmadığım veya kendi çakramı açmadığım için neler olduğunu bilmiyorum. Bu farklı inançlardan insanların yaşadığı tecrübe demek ki kişiye özel değilmiş. Din psikolojisinde buna " dini tecrübe " diyebiliriz.

Sufiler'in yaşadığı dini tecrübeye verilen isim " mistik tecrübedir " Mistik tecrübe bir hâldir ve kendiliğinden olan bir hâl değil, belirli uygulamalar, riyazet çalışmaları sonucunda beyni teta frekansına sokmakla meydana gelen bir hâldir. Bu tecrübeyi bir Hristiyan da, bir Hindu da, bir Müslüman veya inançsız biride yaşayabilir. Eğer bir insanın böyle bir tecrübe, sıra dışı bir olay/keramet yaşaması %100 doğru yolda olduğu anlamına gelseydi tarihte bu uygulamaları kullanarak insanları kandıran insanlar çıkmazdı. Çeşitli sanrılandırıcı maddeler kullanarakta bu tecrübeler deneyimlenebilir. O sebeple dini tecrübe yaşayan kişinin tecrübesi sadece kendisini bağlamalıdır ve dini inançlar dini tecrübe gibi kaygan bir zemin üzerine değil, Allah kelâmı üzerine oturtulmalıdır. Çünkü dini tecrübenin amacı, imtihan da olabilir. Umulur ki insanlar, şeyhlerin, şıhların peşinden gitmeden evvel kendisine gelen vahyin gerçekliğini/doğruluğunu sorgulayan bir peygamberin ümmetinden olduklarını ve ayetlere göre yaşamanın öneminin farkına varabilsinler.


İlluminati pek çok şeyin farkında olduğu gibi bu durumunda farkında ve bu enerjilerden faydalanıyor. Tıpkı vücudumuzun çakraları olduğu gibi dünyamızında ismi " Ley Hatları " olan enerji noktaları vardır. Bu enerji noktaları tıpkı akapunktur tedavisinde ki enerji akışı gibidir. Olumsuz etkileme bakımından, yanlış yere saplanan bir akupunktur iğnesinin

bedende reaksiyona neden olacağı gibi aynı şekilde doğru yere saplanan bir akapunktur iğneside tedaviyi başarıya ulaştırabilir.. Ne yaptığını bilen kişi/kişiler aynı şeyi yeryüzüne de
yapabilirler. Yani bu enerji hatlarının üzerinde pozitif faaliyet gerçekleştirilirse dünyaya olumlu enerji, negatif faaliyet gerçekleştirilirse dünyaya olumsuz enerji yayılır.


Bu enerji noktalarının üzerine inşa edilen tepesi yukarı doğru gittikçe daralan şekiller( Piramit v.b ) sıkıntı ve olumsuz enerjiyi etrafa yayar. Sizde kapalı bir yere girdiğiniz zaman ruhunuz daralmıştır, sıkıntı mutlaka almışsınızdır. İşte tarih boyunca gücünü negatif enerjiden alan insanlar bunları bildiğinden dolayı dünyanın çeşitli yerlerine üstü kapalı, tepesi üste doğru daralan, kocaman yapılar inşa etmiştir. Mayalar olsun, İnkalar olsun, Mısırlılar olsun tarihin her döneminde bu yapılar inşa edilmiştir. Gotik tarzı mimaride taa Tapınakçılar zamanında bu felsefenin eseridir. Aynı durum sivri büyük gökdelenlerde de geçerli. Bu yapılar insanın psikolojik yapısının bozulmasına neden olur. Bu dikilitaşlar sayesinde illuminati dünyaya aşırı şekilde olumsuz enerji yaymaktadır. Öte yandan belli noktalarda vardır ki olumlu etki yapar mesela Kâbe, oraya gidenlerin nasıl uhrevi bir huzur yaşadığını duymuşsunuzdur. Tabi ki bilimle açıklanamayacak durumlar olacaktır fakat Kâbe'nin ley hatları üzerinde yer alması ve bulunduğu konum itibariyle altın oranı(1,618...) yakalamasıda namaz kılarkende, tavaf yaparkende oraya yönelen insanların çakrasını nasıl etkileyeceği malumunuzdur. Kâbe'nin etrafa yaydığı bu muazzam enerjiyi çok iyi bildiklerinden dolayı getirdiler tam Kâbe'nin dibine 577 metrelik " Mekke Clock Tower'ı " ve onun gibi onlarca gökdeleni diktiler ki bu muazzam enerji durdurabilsinler. Bu enerji noktaların üzerinde aynı zamanda Kudüs şehride bulunuyor. Ayrıca İslâmi yapıların tavanları kubbe şeklindedir yani yapıcı enerji tavana takılmadan etrafa direkt yayılıyor.


İşin özü şudur; İlluminati enerji savaşını kazanabilmek için birçok büyük yapıtların içinde kötü ritüeller gerçekleştirmektedir ve bizim kötü fiiller yaparak yıkıcı enerjileri yayıp onlara hizmet edebilmemiz için gece gündüz çalışmaktadır. Bir mekânda iyi fiiller yapılırsa oradan pozitif enerjiler etrafa yayılır ve biz bu enerji sayesinde mutlu olur, olumlu düşünürüz veya bir mekânda kötü fiil yapılırsa etrafa negatif enerjiler yayılır, bizde sıkılır ve olumsuz düşünürüz. İlluminati'ye uyan kişi bilerek veya bilmeyerek hem kendisine hem de dünyaya zarar vermiş olur. Peki çözüm nedir? Çözüm samimiyettir. İslâmiyetinde özünü oluşturan insanlar arasındaki iyi ilişkiler, olumlu diyaloglar yıkıcı enerjileri yok eder. Allah-u Teala'ya samimi bir şekilde yapacağımız bir duâ sayesinde bile kendimize ve çevremize olumlu enerji aktarabiliriz. Allah bizlere iyiliği yapmamızı ve kötülükten sakınmamızı emreder. Yani İslamiyet'i yaşamaya çalışan her kişi hem kendine hem de bu yaşadığımız dünyaya iyilikte bulunmuş olur. Bizim yapacağımız en küçük iyi eylem sayesinde bile etrafa yapıcı enerji yayılacak ve bu vesileyle dünyanın iyileşmesine katkı sağlamış olacağız. Tüm olumsuzluklara ve zorluklara rağmen Allah'a hamd edin ruhunuzu yükseltin. Böyle yaptığınız takdirde ne Deccal ne de Şeytan size zarar veremeyecektir.

Bu enerji dünyasında, sayılarında çok kuvvetli bir enerjisi vardır. Çünkü evrenin dili matematiktir. Evrende ki pek çok şey matematikle bire bir uyum gösterir dolayısıyla önemi yadsınamaz. Pek çok ritüellerde-ibadetlerde belli sayılar önemlidir. Mesela Kâbe 7 turda tavâf edilir. Satanist ritüellerde de bazı sayılar önemlidir. Mesela 9/11 sayısı arasındaki ilişkinin yaratıcıyı es geçmekle alakalı sembolik bir önemi vardır. Masonik bir devlet olan ABD yaptığı hareketleri belli tarihlere denk getirmeye çalışır. İlk kez " New World Order " sloganını ABD senatosunda baba Bush'un ağzından duyduğumuzda tarihler 9/11/1990'ı gösteriyordu. Bu tarihten tam 11 yıl sonra 9/11/2001'de tamamen satanist bir ritüel olan İkiz Kule Saldırı diye bildiğimiz olaylar yaşandı. Hatta pek çok ülkede acil yardım numarası bile 911'dir. Çok ironik değil mi? Başınız darda kaldı mı, acil bir duruma ihtiyacınız mı var? Hemen Şeytan'dan yardım istiyorsunuz oda yardımınıza koşuyor. 666, 13, 23, 25, 27 gibi sayılarda bu tip enerjileri meydana çıkarmak için önemlidir. Ayrıca kendi simgelerini etrafa koyarak biz her yerdeyiz, ne yaparsan yap insanoğlu herşey boş, biz sana nefesin kadar yakınız, yaptığın her hareketi izliyoruz gibi psikolojik baskıda kuruyorlar. Velhasıl sembolizm ve sayılar belirli ritüeller için oldukça önemlidir. Unutmayın ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, kalbimizdeki imanı alamazlar. Siz istemedikçe, siz vermedikçe o imanı alamazlar. Şüphesiz Allah sonsuz güç sahibidir mutlak galip olan O'dur.



--------------------------------------------------



1-) Ankebut suresi 64.ayet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder